Teknolojik gelişmelerin sosyal yapıyı değiştirme etkisi

0
399

Teknoloji, insan ve toplumun sosyal, ekonomik, siyasal, kültürel yapısını değiştirme ve dönüştürme etkisine sahip, insan zekâsının sıçrama yapma yeteneğiyle kendini yeni ortamlara taşıyan bir kavramdır. Teknolojik gelişmeler, toplumsal dönüşüm süreçlerini tetikliyor. Gelişmeler karşısında hem büyük umutlar hem de derin kaygılar oluşuyor. Bireyin kendisinin, insanlığın, doğanın, dünyanın ve uzayın yeni baştan tanımlandığı, anlamlandırıldığı süreçlerden geçiliyor.  Diğer yandan distopik gelecek korkusu ile mevcut hak ve özgürlüklerin, iş güvencesinin, özgüvenin, değerlerin kaybedilecek olması riskini içeriyor.

Geri dönülmesi mümkün olmayan bir araştırma-geliştirme süreci ile teknolojik ilerlemeleri deneyimlerken kaotik ortamda bireylere rehber olması için yeniden felsefeye, sanata, değerlere, geçmiş deneyimlere dönülüyor. Geçmişteki fikir insanlarına, sosyologlara yeni şartları yorumlamak için başvuruluyor. Etik ilkelerle değerlendirmeler yapılıyor. İnsan merkezli yapay zekadan kişilik hakları olan robotlara, yapay zeka silahlardan siber saldırılara sosyal fayda için teknoloji kampanyalarına kadar çok çeşitli değerler ve politik ilkeler gündeme geliyor. Şirketler, devletler, sivil toplum kuruluşları, uluslararası ve uluslar üstü örgütler komiteler kuruyor, raporlar hazırlanıyor, milyarlarca dolar değerinde araştırma bütçeleri oluşturuluyor. Şirketler ve ülkeler hem sonucunu bilemedikleri değişimi anlamaya ve yönetmeye çalışıyor, hem de geç kalma korkusu ile rakiplerinin gerisinde kalmamak için sürece daha da hız katıyor.

Teknoloji özü itibariyle iyi veya kötü değildir, sadece bir araçtır, onu iyi veya kötü amaçla değerlendiren farklı politik ve ekonomik çıkarlarla hareket eden kesimlerdir. Aynı teknolojik araçla insanlık için muazzam ilerlemelere imza atılabilirken aynı zamanda insan hayatını karartmakta mümkündür. IBM-PC’nin piyasaya sürülmesinden bir yıl önce 1980’de bir İngiliz akademisyen, yeni teknolojinin getirilmesinin doğasında var olan karmaşık etik problemleri yazdı. Merkezi iç görü / kontrol ikilemi günümüzde teknoloji değerlendirmesi için etkili bir referans noktası olmaya devam etmektedir. İstediğimiz herşeyi yapmak için teknolojiye sahip olabilir miyiz ve bunun istenmeyen sonuçlarından kaçınabilir miyiz? Teknoloji uzmanlarından muazzam bir güçle patlayan araçlar üretmelerini veya insanları aya götürmelerini isteyebiliriz. Ancak bu gelişmelerden sıradan insanların faydalanması veya bu donanımın işlevlerinin doğaya ve tüm canlılara zarar vermemesini sağlayabilir miyiz?”

Yukarıda alıntı yapılan David Collingridge, teknolojinin sıklıkla beklenmeyen sosyal sonuçlara sahip olduğunu görmüş, 1980’de yayınlanan ‘’Teknolojinin Sosyal Kontrolü’’ adlı kitabında bu sorunu ele almıştır.  Beklenmedik sosyal sonuçların maliyetlerini de üstlenmek zorunda kalmadan istediğimiz teknolojiyi nasıl geliştirebilir ve kontrol edebiliriz? Kitabı neredeyse 40 yıl önce mikroelektroniğin emekleme döneminde olduğu zamanlarda ve bu gelişmelerin birçok insanın istihdamı üzerindeki etkilerini yazmıştır. Bu konuyla ilgili temel sorun, kitabının yayınlanmasının ardından Collingridge İkilemi olarak bilinen ‘kontrol ikilemi’ olarak adlandırdığı durumdur. Collingridge, “Bir teknolojinin sosyal sonuçları, teknolojinin yaşamının erken dönemlerinde tahmin edilemez. Ancak istenmeyen sonuçlar keşfedildiğinde, teknoloji çoğu zaman tüm ekonominin ve sosyal dokunun bir parçasıdır ve kontrolü son derece zordur. Bunu ‘’kontrol ikilemi’’ olarak nitelendirmiştir. ‘’Değişim kolay olduğunda bu ihtiyaç öngörülemez; değişim ihtiyacı belli olduğunda değişim pahalı, zor ve zaman alıcı hale gelir.”

Bir teknolojinin herhangi bir zararlı sosyal sonucundan kaçınmak için, öncelikle bunların ne olduğunu bilmeniz ve ikinci olarak, bu sonuçlardan kaçınmak için teknolojiyi değiştirme araçlarına sahip olmanız gerekir. Geliştirmenin ilk aşamalarında, bir teknolojiyi değiştirmek nispeten kolaydır, geliştirme hızı azaltılabilir veya uyarlanabilir, her türlü kontrolle çevrelenebilir veya tamamen yasaklanabilir. Sorun şu ki, bu erken aşamalarda, en azından kontrol önlemlerini haklı çıkarmak için yeterli güvenilirlikle, sosyal sonuçları tahmin etmek çok zordur.

“Sıvı Modernlik” tabirini kullanan Bauman şöyle der: ‘’Collingridge İkilemi, teknolojinin yönetimini düşünmede hala günceldir, ancak konseptle ilgili her zaman sorun yaşadım. Hızla değişen toplumumuzda teknoloji tarafından teşvik edilen belirsizlik kilit bir faktördür. Collingridge’in tanımladığı şey benim için bir ikilem değil, daha çok tekno-insan durumumuzun temel bir özelliğidir. Sürekli belirsizlik, teknolojiyi yönetme olanaklarının sınırlı olmasını sağlar.”

Teknolojik itici güç, inovasyondan aldığı güçle, sürekli genişler. İnsanlar günlük yaşamlarında hızlı bir şekilde yeni araçları özümseyip, yarın daha da iyi araçların teslim edilmesini beklerler. ‘’Araçlarımızı şekillendiriyoruz ve sonra araçlarımız bizi şekillendiriyor ve sonra önceki araçlara göre geliştirmek için daha fazla araç yaratıyoruz ve bu süreç böyle devam ediyor.’’

Teknoloji  gelişip yaygın hale geldiğinde ve sosyal sonuçları netleştiğinde toplum yeni teknolojiye uyum sağlamıştır. Artık teknolojinin kendisinde veya uygulamalarında yapılacak büyük bir değişiklik, diğer ilgili teknolojilerde, sosyal ve ekonomik kurumlarda değişikliği gerektirecektir.  Düzenlenecek yeni durum hakkında yeterli veri bulunduğu takdirde ‘altın oran’a uygun bir kural koymak kural koyucu için zor değil. Ancak dünya genelindeki teknolojinin değişim hızı, olağan kanun yapma metotlarının işlevsel bir şekilde işletilebilmesi için fazla yüksektir.  Ekonomist Larry Downes’un “teknolojideki değişim katlanarak artarken; sosyal, ekonomik ve hukuki sistemlerin değişimi aşamalı olarak artar.” tespitinde bulunur. Hal böyleyken hukuk ve teknoloji arasındaki bu tempo problemini çözmenin tek yolu, kural koyucuların hızını arttırmak ve düzenleme esnasında yumuşak dokunuşlar kullanmak gibi gözüküyor. Diğer yandan, teknolojinin düzenlenmesi için etkilerini gözlemlemek üzere uzun süre beklenirse önce o teknolojinin hayatımıza ekonomik ve sosyal açıdan yerleşmesi söz konusu olacaktır. Daha sonra kurallarla düzenlenmesi zor, masraflı ve zaman alıcı bir hale gelecektir (Uber ve Netflix’in –ve tabi bunların kullanıcılarının– Türkiye pazarına girdikten sonra yaşanan hukuki gelişmelerdeki durumları gibi. Hukuki işlemlerle bu büyük organizasyonların iş yapış biçimleri ve bu hizmetlerin kullanıcılarının deneyimleri önemli değişikliklere uğramıştır.)

İnsan davranışları ve tüketici tercihlerini anlamak ve ölçümlemek nöropazarlama araçlarıyla mümkündür. Nöropazarlama, tüketicilerin “satın alma düğmesini” bulmaktan öte, bir reklâmın tüketicilerde farkındalık yaratmak, olumlu tutum oluşturmak ve ürünleri değerlendirmek için hangi elemanların önemli olduğunu saptamakta kullanılabilir. Eleştirilerin tam aksine, aldatıcı, yanıltıcı, şok etkisi yaratan reklâmların daha net tespit edilmesini sağlayarak bu türden reklâmlarda etik düzenlemeler gerçekleştirebilir. Teknolojiyle birlikte çağdaş pazarlama yaklaşımının gelecekte insanlığa yararlı olacak ve refahı arttıracak biçimde düzenlemelere ışık tutacaktır. Bilginin kolayca paylaşımı sayesinde tüketiciler de pazarlama taktiklerini öğrenecek ve bilinçlenecekleridir. İşletmelerin pazar ve piyasa araştırmalarında, nöropazarlama araştırma tekniklerini, geçerlilik onayına sahip kalitatif ve kantitatif yöntemlerle birlikte kullanmalarının daha hızlı, doğru ve etkili karar vermelerini sağlayacağı beklenmektedir.

Beynin sırları çözüldükçe büyük miktarlarda veri toplamakla kalmayıp bunları kullanmanın inovatif yolları bulunacaktır. Bu nedenle şirketlerin, şayet veri içinde boğulmak istemiyorlarsa, hedeflerine ulaşmak için gerçekten ihtiyaç duydukları verilere odaklanan, akıllıca tasarlanmış bir strateji geliştirmeleri gerekiyor. Bernard Marr’ın, ‘’Büyük Veri’’ kitabındaki temel tezi ‘’Verinin iş yaşamını devrimci bir şekilde dönüştürdüğü koşullarda, veriyi bir strateji varlığı olarak gören şirketler yaşamını sürdürebilecektir.’’ Stratejik veri ihtiyaçlarının nasıl tanımlayacağını, toplanan verinin karar alma süreçlerinde nasıl kullanılacağı, “Nesnelerin İnterneti’’nin dünyasında nasıl kazanç sağlanabileceğini belirleyecektir.

‘’Zeki makinalar yaratmak, insanlık tarihinin en büyük başarısı olabilir. Ancak bu başarı, aynı zamanda sonuncu da olabilir. Bunların neler olabileceğini düşünmeye ne kadar erken başlarsak, tehlikeleri azaltmak ve yönetmek için o kadar iyi donanımlara sahip olabiliriz.’’ Stephen Hawking bu konuda şu kaygı verici uyarı yapar: “Efektif yapay zekâ geliştirmede insanlığın ortaya koyduğu başarı, uygarlık tarihindeki en iyi dönüm noktası olabilir. Ya da en kötüsü! Bu nedenle, yapay zekadan sınırsız bir şekilde faydalanıp faydalanamayacağımızı veya onun tarafından mahrum bırakılıp bırakılmayacağımızı veya muhtemelen yok edilip edilmeyeceğimizi bilemeyiz.”

Wu, ‘’Bir bilim insanı olarak her zaman verilere, nedensellik ilişkilerine, titiz analizlere ve ispatlara inanırım. Ancak insanlarda karar verme süreci her zaman rasyonel olmayan bir süreç. Modern davranışsal ekonomistlere göre bizler ‘akıldışı ama öngörülebilir’ varlıklarız… Sınırlı dikkatimizi çekmek için kıyasıya bir yarışın olduğu rekabetçi pazarlarda, hem bilinçli hem de bilinçaltı beyne hitap etmek zorundayız.” der.  Değişime hızla adapte olup bağışıklık kazanan ve sezgileri güçlü, bu karmaşık varlığı, doğru bir ihtiyacı özgün biçimde hedefleyen gerçek bir marka vaadi olmaksızın ikna etmek kolay bir durum değildir.

Yapay zekanın topluma yarattığı kolaylık, güvenlik, sağlık, eğitim ve standart yükseltme özelliğinin yanında doğan tüm olumsuzluklar ciddi tehlikeler de oluşturmaktadır. Siber güvenlik, yapay zekayı kontrol edebilmek, kullanıldıkları alanlara uygun olacak şekilde yeni düzenlemeler yapabilmek ve yönetim biçimleri oluşturmak öngörülebilen sorunlardır. Ancak yapay zekanın insanlık adına ve şahıs özeline büyük faydası olacağı da açıktır. Zaman geçtikçe insan asıl değeri olan düşünme, akletme, anlama, yeni fikirler üretme ağırlıklı konularda yoğunlaşacaktır. Belki de gerçekten insan-ı kâmil olmaya doğru yükselecektir.

 

Kaynaklar:

  • Bademli, R., Kentsel Planlama ve Tasarım Öğrencilerine Notlar, TMMOB Sehir Plancıları Odası Yayını, Ankara, 2005.
  • Bal, O., Çukurova Üniversitesi, Akademik Bakış Dergisi,20.sayı, 2010
  • Ertemel, V., Dijital Çağda İllüzyonel Pazarlama Abaküs Yayınları, İstanbul, 2018
  • Friedman,J.,Planning in the Public Domain:From Knowledge to Action, Princeton University, N. Jersey, 1987
  • Kesek, H., Karatay Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,Yüksek Lisans tezi, Konya, 2017
  • Levy, J. M., Contemporary Urban Planning, Prentice Hall, New Jersey, 1997.
  • Marr, B.,Büyük Veri İşbaşında, Mediacat, 2017
  • Pirim, H.,“Yapay Zeka”,Journal of Yaşar University, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 17/2, (2006).

İnternet kaynakları:

  • https://techliberation.com/2018/08/16/the-pacing-problem-the-collingridge-dilemma-technological-determinism/
  • https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=3118539&download=yes“Soft Law for Hard Problems: The Governance of Emerging Technologies in an Uncertain Future”
1967 yılında Antalya’da doğdu. Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunudur. Üsküdar Üniversitesi Nöropazarlama Yüksek Lisans eğitimine devam ediyor. Profesyonel çalışma yaşamına Özel bir Kolej'de Öğrenci işleri ve Halkla ilişkiler birimlerinde başladı. Fatih ve Üsküdar Belediyelerinde, Sosyal Hizmetler Rehabilitasyon Merkezi Yaşlı Birimi Yöneticiliği, Mediva Hastanesi Yaşlı Hizmetleri Yöneticiliği yapan Çetin, halen Üsküdar Üniversitesi Öğrenci Yurt Müdürü olarak görev yapmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here