Kitap Değerlendirmesi: Geç Kapitalizm ve Uykuların Sonu – Jonathan Crary

0
437

Beyaz taçlı serçe, Kuzey Amerika’da yaşayan bir kuş türüdür, Göçleri sırasında yedi gün uyanık kalabilme kapasitesine sahiptir. Geceleri uçup yol alırlarken, gündüzleri yiyecek peşindedirler. İnsanlara uygulanabilecek bilgiler elde etme ümidiyle bu kuşların beyin kapasiteleri araştırılmıştır. Amaç, 7/24 pazarlar ile kesintisiz çalışmaya ve tüketime yönelik oluşturulmuş küresel alt yapıyla uyumlu bir insan özne yapmaktır. Uykusuz asker, uykusuz işçi, uykusuz tüketici.

Uykusuzluk için değişik çalışmalar ve deneyler yapılmıştır. Uykunun esirgenmesi bir dış kuvvetin benliğe el koyması, bireyin ayrıntılı olarak hesaplanmış biçimde paramparça edilmesidir. Kesintisiz yaşam dünyasının, fasılasız sürenin üzerine insan hayatının genel olarak nakşedilmesi, saati zamanın ötesinde bırakıp, geçmeyen bir zaman oluşturmaktır. 7/24 bir farksızlık zamanıdır. Bu zaman karşısında insan hayatının kırılganlığı giderek bir yetersizlik haline gelmektedir. Küreselci neoliberal paradigma içinde, uyumak kaybedenlerin işidir. Emek açısından duraksız ve sınırsız çalışma fikrini akla yatkın, hatta normal kılar. Mutlak surette müsaitliği, dolayısıyla ihtiyaçların ve ihtiyaç uyandırmanın sonu gelmezliğini ama aynı zamanda da bu ihtiyaçların daimi bir şekilde tatmin edilmeyişini buyurur. Gezegenimiz durmak bilmeyen bir çalışma alanı ya da sonsuz seçenekleri, görevleri ve eğlenceleriyle daima açık bir alışveriş merkezi halindedir. Bu nedenle uykusuzluk, üretme-tüketme, durmaksızın eylem halinde olma, hayatın ve kaynakların kullanılmasını hızlandırma durumu için gereklidir.

Teknolojinin nesnesi haline getirilmiş bir ortak hayat oluşmuştur. Artık bir kimsenin alışveriş edemeyeceği, tüketemeyeceği veya ağ kaynaklarından yararlanamayacağı hiçbir an, yer ya da durum kalmadığından, bir zaman mefhumu olmayan 7/24 toplumsal ve özel hayatın her boyutunu amansızca istila etmektedir.

Sık sık bir çağdan ötekine geçiş evresinin ortasında olduğumuz ve öteki çağın daha sadece başlarında bulunduğumuz ileri sürülür. Geçiş durumu bilinçli olarak sürdürülür. Sürekli değişen teknolojik gereklilikleri toplumsal veya bireysel açıdan ‘’yakalamak’’ asla söz konusu olamayacaktır. Devrim olarak nitelenen bir teknolojik gelişme, tarihsel olarak önemli bir dönüm noktasını temsil etmekten ziyade, dur duraksız tüketim, toplumsal tecrit ve siyasi güçsüzlük pratiğinin her zamanki gibi devam ettirilmesini kolaylaştıracaktır. Kısa sürede tedavülden kalktıktan sonra, kaçınılmaz olarak yerini başka şeylere bırakacak ve küresel tekno-çöp yığınlarına dahil olacaktır.

Mevcut güç ve denetim ilişkileri bilfiil aynı kalırken, sürekli bir ‘’yeni’’ simülasyonu oluşmaktadır. Planlı olarak demode kılmaya yönelik algılarla, yenisiyle değiştirme ya da iyileştirme talebi teşvik edilmektedir. Ancak modası geçmişin yerine yenisini koyma doğrusal bir yenilikler dizisinden ibaret değildir. Her yenisiyle değiştirme daima önceki tercihlerde misliyle bir artışı beraberinde getirir. Aynı anda farklı seviyelerde, farklı konumlarda meydana gelen sürekli bir şişme ve genişleme süreci oluşur. Bir ‘’yerinden etme’’ mantığı, bireyin giderek bilfiil bağlandığı süreçler ve akışların genişletilmesiyle ve  çeşitlendirilmesiyle birleştirilir.

Şimdi yüksek teknolojik bir ürünün çok kısa bir zamanda çöp haline gelmesi, birbiriyle çelişen iki tutumun aynı anda var olmasını gerektiriyor. Bir yanda başlangıçta ürüne duyulan ihtiyaç veya arzu, öte yanda amansız bir iptal ve yenisiyle değiştirme süreciyle olumlayıcı bir özdeşleşme. Bireyleri bu tempolara alıştırmak toplumsal ve çevresel açıdan feci sonuçlar doğurmuş ve bu aralıksız yerinden edilme ve ıskartaya çıkarılmanın toplu halde normalleşmesine yol açmıştır. Kayıp hiç durmadan üretildiği için, körelmiş bir bellek onu artık kayıp olarak görmez. Kişinin kendi hayatına dair birincil öz-alıntısının temel tertibi kendi öz iradesi ile yerinden oynar. Değişimi elektronik metalar ve medya hizmetleri yönünde olmuştur. Artık bütün deneyimleri bunlar aracılığıyla süzülmekte, kaydedilip, inşa edilmektedir. Bir ömür kalıcı işi, aygıtlarla olan ilişkisine ihtimam göstermektir.  Tiqqun’un dediği gibi; ‘’Doğrudan bir zorlama olmadan, bedenlerimizin, fikirlerimizin, eğlencemizin yönetilmesine ve bütün hayali ihtiyaçlarımızın bize dışarıdan dayatılmasına izin veriyoruz. Elektronik hayatlarımızın izlenmesi sonucunda bize tavsiye edilen ürünleri alıyor, gönüllü olarak diğerlerine  reklamını yapıyoruz. Her tür biyometri ve gözetleme ihlaline boyun eğen, toksit yiyecek ve suyla beslenip şikâyet etmeden nükleer reaktörlerin yakınında yaşayan uysal tebaalarız.’’

Henri Lefebvre’e göre tekrar ve alışkanlık her zaman gündelik hayatın esas niteliğidir. Tekrarın döngüsel biçimlerinden, gün ve gece, mevsim ve hasat, çalışma ve eğlenme, uyanma ve uyuma, fani ihtiyaçlar ve bunların giderilmesinden ayrılamaz. Kapitalist modernleşmenin sonuçları şekil alırken, esasen birikime dayalı, döngüsellik karşıtı ve gelişimsel olması bakımından gündelik hayatın antitezi gibi görünüyor. Ayrıca alışkanlık ve tekrarın rasyonelleştirilmiş ve programlanmış biçimlerini beraberinde getiriyordu. Panayır ya da pazarın sosyal ve diyaloğa dayalı çevrelerinin yerine alışveriş geçmiş, periyodik festivalin yerini metalaştırılmış boş zaman almış ve nicedir insan iştahını doyurmaya ve tatmin etmeye yarayan basit paylaşma edinimlerini aşağılayıp gözden düşürmek için sonsuz bir özel ihtiyaçlar dizisi uydurulmuştur.

Dünyanın varlıklı toplumlarından ‘’tüketimcilik’’ genişleyerek, kişiselleştirme, bireyleşme, makinesel ara yüz ve zorunlu iletişim tekniklerini kapsayan 7/24 bir faaliyet haline gelmiştir. Hepimize kendimizi şekillendirme işi verilmiştir. Biz de görev bilinciyle bu sürekli kendimizi yeniden icat etme ve girift kimliklerimizi yönetme talimatına uyarız. Zygmunt Bauman’ın ifade ettiği gibi, ‘’bu bitip tükenmez işi geri çevirmek gibi bir seçenek olmadığını’’ kavrayamayabiliriz. Aynı zamanda kişi gerçek canlı varlıkların kırılganlığını ve faniliğine iyice kayıtsız hale geliyor. Günümüz pazarlarında yaşlanma sürecini tersine çevirmeyi vadeden pek çok ürün ve hizmet ölüm korkusunu unutturuyor. Günün büyük bir kısmında ikamet ettiği dijital bölgeler gayri insani özellikleri ve zamansızlıklarını simüle etmenin yüzeysel yollarını sunuyor. Çevre felaketlerinden bağımsız yaşayıp gideceği inancına paralel olarak sosyal korunma, kamusal eğitim, sosyal hizmetler ya da sağlık hizmetleri gibi korunarak, bireyin hayatta kalması ve refaha ulaşması fantazisini canlı kılıyor.

Kesintisiz devam eden hayat ‘’beklemesiz’’ bir zaman isteğini doğurmuştur. Demokrasinin her biçimi için elzem olan birey sabrı ve saygısını köreltmiştir; başkalarını dinleme sabrını, konuşmak için sıranın kendisine gelme sabrını. İnsanların bugün-trafik keşmekeşinde veya havaalanı kuyruklarında- fiilen gerçekleştirdiği bir edim olarak bekleme, diğerlerine karşı hınç ve rekabeti artırmaktadır. Sınıflı toplumun klişelerinden biri, zenginin asla beklemek zorunda olmadığıdır. Elitin söz konusu olduğu ayrıcalığa mümkün olan her yerde öykünme arzusunu beslemektedir.

Bugün iletişimin, enformasyon iletişiminin ve dolaşımının daima işleyen alanları her yere nüfuz etmiştir. Birey gelişen piyasaların işleyişiyle zamansal açıdan aynı hizaya getirilmiş, çalışma zamanı ile çalışma dışı zaman, kamusal ile özel, gündelik hayat ile örgütlü kuramsal çevreler arasındaki ayrımlar önemsiz kalmıştır. Bu şartlar altında, toplumsal faaliyetin daha önce özerk olan alanlarının amansızca finansallaştırılması kontrolsüz sürmektedir.  Uyku geriye kalan tek bariyer, kapitalizmin saf dışı bırakamadığı tek dayanıklı ‘’doğal koşul’’ dur. Buna rağmen uyku hep gözenekli olmuş, uyanık zaman faaliyetlerinin akışları uykunun üzerine yayılmıştır, onu aşındırıp, zayıflatmıştır. Bu aşınmalara rağmen uyku bir beklemenin, duraksamanın hayatımızdaki tekerrürüdür. Erteleme zorunluluğunu ve her ne ertelenmişse onun gecikmeli devamının ya da yeniden başlayışının zorunluluğunu bildirir. Uyku bir teskindir, kişinin uyanıkken içene düştüğü ağların ‘’sabit sürekliliğinden’’ kurtuluştur. Uyku bizi sahip olduğumuz veya ihtiyaç duyduğumuz söylenen şeylerden başka yerlere götüren bir zaman biçimidir.

Sonuç olarak, kapitalizm kendini sınırlayamayacağı için, muhafaza ya da koruma nosyonu sistematik bir imkânsızlıktır. Böyle bir bağlamda, uykunun iyileştirici atıllığı, bütün biriktirme, finanslaştırma ve israfın öldürücülüğüne karşı koyar. İnsan kültürlerinin uzun zaman boyunca uykuyu ölümle özdeşleştirmesinin sebeplerinden biri, her ikisinin de bizim yokluğumuzda dünyanın devamlılığını gösteriyor olmasıdır. Ne var ki uyuyanın sadece geçici olan yokluğu daima gelecekle bir bağ içerir, bir yenilenme aynı zamanda umulmadık bir şeye gebe bir uyanışın beklentisidir.

1967 yılında Antalya’da doğdu. Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunudur. Üsküdar Üniversitesi Nöropazarlama Yüksek Lisans eğitimine devam ediyor. Profesyonel çalışma yaşamına Özel bir Kolej'de Öğrenci işleri ve Halkla ilişkiler birimlerinde başladı. Fatih ve Üsküdar Belediyelerinde, Sosyal Hizmetler Rehabilitasyon Merkezi Yaşlı Birimi Yöneticiliği, Mediva Hastanesi Yaşlı Hizmetleri Yöneticiliği yapan Çetin, halen Üsküdar Üniversitesi Öğrenci Yurt Müdürü olarak görev yapmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here